18 Temmuz 2009

Beni Tutabilene Aşk Olsun

Dediğim gibi Pepsi Cola reklamını yazmak benim için sancılı bir süreç olmuştu. Konuya ilişkin bir iki cümle edeceğimi bildiğim için, diğer yorumları okumamıştım, hatta bilerek göz ardı ettim hepsini.
Benim gibi düşünenler olduğu gibi, reklamı başarılı bulan bazı yazılar da vardı.
Sürekli savunulan bir reklam kampanyasının başarısından ne kadar söz edilebilir açıkçası büyük bir soru işareti benim için.

Bir yazıda dikkatimi çeken söylemde, başarı kriteri olarak, reklamdan çok konuşulması belirtilmiş. Bu her zaman olumlu olarak karşılanmamalı.
Bence, kampanyalarda marka için başarı kriteri iki farklı noktadan değerlendirilmeli.
Birincisi kampanyanın hedefi.
İkincisi de marka konumlandırmasına yapılan yatırım.
Ikisini birbirinden çok net ayırmak ve hiç koparmamak gerek. İster uzun dönemli, ister kısa dönemli olsun, ister lansman, ister taksit, isterse eldeki stokları eritmeye yönelik satış kampanyası olsun, markayı zedelememeye dikkat etmelidir.
Seda Sayan ile kapakların altından çıkacak 10.000.-TL ile Pepsi satışlarınınoldukça artığını düşünüyorum. Bundan böyle ev kadınları evlerine ne Kristal Cola ne Cola Turka ne de Coca-Cola alacaklardır. Seda Abla’larını dinleyerek hep Pepsi’yi tercih edecekleridir.
Peki Pepsi’yi içen ve hep onu tercih eden diğer kitleye ne olacak?
Hedef kitlesindeki bu değişim isteyerek ve bilinçli bir şekilde mi gerçekleşti acaba? Durum böyle ise bundan böyle rekabette de değişim söz konusu olmayacakmı?
Ev kadınları söz konusu olunca 330ml şişe ve kutuları ne olacak ?
Müzikte coşan gençlik, sokaklarda şişeleri bir dikişte bitiren çocukların ellerinde farklı ürünler mi göreceğiz.
Bundan böyle aşırı mimikleri olan, ses tonu tiz anneler ile üniversite kapılarında oğullarını bekleyerek pet şişelerden bardaklara colamı dökecekler ?

Seda Sayan dobra kadın, güvenilir listesinin vazgeçilmez lideri.
Programlarında ürünlerin tanıtımı için sıraya girildiği aşikar.
Peki, klasik şişeler ortadan kalmasın diye ne yapacaklar? Pepsi Cola’nın yeni yüzü Seda Sayan programından şişeleri dağıtacak? Ev hanımlar ellerinde colaları göbecikler mi atacaklar.
Korkarım, rating kaygısı ile program kopyalaması yapılacak ve Atv’de Müge Anlı katilleri bulurken seyircisini Kristal Cola ile serinletecek. Arım Balım Peteğim ise Cola Turka ile çekiliş yapacak. Bence Kuşum Aydın da ekranlara geri dönecek ve yeni bir içecek markası ile sevenlerini şenlendirecektir.

17 Temmuz 2009

Neden Seda Sayan?

Seda Sayan ve Pepsi.
Reklamı ilk gördüğüm anda itibaren birşeyler karalamak için içimde inanılmaz bir dürtü oluştu.
Ama bir türlü hangi ucundan tutacağımı, nasıl başlayacağımı bilemedim. Neresinden başlasam bir türlü elim varmadı. Ananeme konuyu danışamıyorum bile. İşler daha da karışacak. Bir Pepsi kamyonu ve bir de Seda Sayan peşine düşeceğiz diye korkuyorum.

Ama bir cesaret bugün bu konuyu işlemeye karar verdim.

Önce şunu sormak istiyorum.
Hangi akıl ve mantık çerçevesinde bu isim ve bu marka bir araya getirilmiştir?
Sonra büyük harflarle bağıra bağıra soruyorum
Neeeedeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeen?
Gülben Ergen'in bile, koltuk altlarını dört farklı kıyafetle göstermesinin bir bir açıklamasını bulmuşken buna bir cevap bulamıyorum.

Coca-Cola için çok uzun süre çalıştım. Her zaman söylediğim şeyi tekrarlıyorum. Coca-Cola reklam sektöründe başarılı olmak ve bilinçli ilerlemek isteyenler için çok değerli bir okuldur. Farklı ve eğlenceli bir bakış açısı kazanmamı sağlamıştır. Çalışmaya ilk başladığım zaman elime bir kitap vermişlerdi. Bunu oku, Coca-Cola’nın pazarlama mantığı bu kitapta yazılıdır demişlerdi. Kitaba üstün körü göz gezdirdiğimde; Cin Ali serisini andıran kitap gözüme oldukça basit görünmüştü. Okumaya başladığım zaman, küçümsediğim kitabı çözmenin o kadar kolay olmadığını anlamıştım. Kitabın ne demeye çalıştığını çözmem ise yaklaşık 3-4 ayımı almıştı.

Şimdi eğlenceli diyebiliyorum ama o zamanlarda çok çalışmak zorunda kaldığımın altını bir kere daha çizmeden edemiyeceğim.
Rapor, analiz, araştırma. Vazgeçilmez üçlü.
Haftada, onbeş günde, ayda, üç ayda, altı ayda ve yılda bir kere olmak üzere sayısız rapor hazırladım. Bir o kadar araştırma ve analiz içinde bulundum. Vazgeçilmez bir nokta da, rakip analizleri olmuştu. Rakipleri de en az müşteri kadar yakından takip ederdik. Reklam filmlerini yaklaşımları ve mesajlarını en az müşteri kadar detaylı incelerdik. Sokakta, bakkalda, lokantalarda, kasabada, köyde , mahallede satışlar nasıl, dikkatle izlerdik.
Emin ki Pepsi Cola'da en az Coca-Cola kadar titizlikte çalışmaktaydı.

Pepsi ile Cola arasında reklam yaklaşımlarındaki yıllardır gözle görülen farklardan biri; Pepsi'nin markasını dünyaca ünlü yıldızlarla bağdaştırarak kullanmasıdır.
Micheal Jackson, Britney Spears, Jennifer Lopez, Tina Turner, Cindy Crawford, Beyonce, David Beckham, Spice Girls, Tierry Henry, Ronaldinho gibi isimler ilk aklıma gelenler.

Pepsi'ye bu yaklaşımından dolayı, içimdeki Coca-Cola tutkusuna rağmen sempati ile bakardım. Hatta bir sonraki reklam ne olacak acaba diye merakla beklerdim.

Taki aramızdan akıllı bir reklamcı arkadaş artık farklılık yapmanın zamanı geldi diyene kadar.
Seda Sayan’a bir garezim elbetteki yok. Ama sabahların sultanı, iyinin yanında, kötünün karşısında, doğruyu gösteren baş öğretmen, hepimizin bacısı, en güvenilir kadın diye reklamda oynatılmaz ki. Yapılan araştırmada en güvenilir isim seçildiğine adım kadar eminim. Ama araştırmayı kimler arasında yaptılar onu merak ediyorum.
Eskiden olsa dağlardan atlayanları, gözü pek gençleri, futbol ve müzik meraklılarını tercih ederlerdi.

Aklıma Kenan Doğulu geliyor. Onunla da bir aralar bir kampanya yürütülmüştü. (Bu konuda çok emin olmadığımı belirtmek durumundayım)
Limonlu ürünü için birkaç isim daha olmuştu ama bu kadar ters olanı hiç olmamıştı.

Pepsi Cola ve Coca-Cola...
Birbirini geliştiren, daha yukarıya taşıyan ve omuz omuza piyasada hareket eden markalar. Bana nedense hep dünya üzerinde en önemli ikililerden biri gibi gelmiştir. Tıpkı, Galatasaray – Fenerbahçe, Mac- PC, Gülben Ergen - Hülya Avşar, Porshe – Ferrari, Elidor – Blendax örneklerinde olduğu gibi her birinin taraftarı, seveni, kullananı vardır. Biri biraz durulup geride kaldımı diğeri alır başını gider. Rakip büyük olmalıdır ki sen daha büyük olabilesin.
Kanımca piyasada bu büyük rekabetten söz etmek, ne yazık ki pek doğru olmayacaktır.

09 Temmuz 2009

İmaj Tamam Haluk Amca...

Kafam uzun zamandır Türkiye’nin ücra köşesinde büyük bir inşaatta çalışan Haluk Amca’ya takıldı. Tanıyormuyum kendisini?
Hayır.
İsmini nereden biliyorum peki.
Babama sordum o söyledi.
O da tanımıyor. Tanımıyor. Sadece tipini tarif edince adı olsa olsa Haluk olur dedi.


Haluk Amca büyük bir santral inşaatında çalışıyor.
Ailesi ile mesut bahtiyar yaşıyor. Sabahın kör karanlığında işine gidiyor, sonra eve dönünce Yemekteyiz programını seyrediyor. Hangi takımı tuttuğunu bilmiyorum. Orası pek de önemli değil. Ancak hiç kaçırmadan gazetede futboldaki transfer haberlerini takip ediyor. Kedilere çok düşkün.
Çok sevdiği bir kızı var. Başka çocukları varmı onunla ilgili mazuratım yok.
Okullar kapanınca Haluk Amca, tatlı mı tatlı kızına karne hediyesi olarak bisiklet almamış, bilgisayar almamış onu evden uzak diyarlara yollamaya karar vermiş.
Neresi tahmin edemiyorum.
Çeşme değil. Paparazilerden uzak kalsın istemiş, Bodrum da olmaz demiş. Belki Antalya belki İstanbul’daki halasını seçmiş. O yaşta çocuk gurbete çıkar gibi çıkını alıp nerelere gider Allah bilir.
Ama kızcağız pek mutlu, yola çıkacağı günün sabahı kalkıyor, kıyı kıyır kahvaltısını ediyor. Bebeğini de bavuluna koyuyor.
Anneciği saçlarını örüyor, arkadan su döküyor aman kızım güle güle git güle güle gel diye. Kız daha oyuncak bebeğini taşıma yaşındaysa annesi babası nasıl oluyorda tek başına otobüsle yolluyor pek anlayamadım doğrusu.
Bi bakıyoruz yanında minik Selocanlardan biri oturuyor. Demek ona emanet etmişler kızlarını.
Sonra birden kızımızın son derece modern telefonuna, babasından görüntülü mesaj geliyor.
Ayyyyyyy ne dramatik, ne düşünceli bir baba
.

Doğru ya, Haluk Amca uzun sure göremiyeceği kızını öpmeden koklamadan konuşmadan işe gitmişti.
Haluk Amca ne yaptın yahu. En kötü kızın bir saat az uyurdu. Uyandırsaydın ya. Alışkanlık var tamam, erken erken işte olma stresi, o da tamam.
Ama yememiş içmemiş gitarını inşaata taşımışsın.
Bir de aman kızım canım kızım yolun açık olsun diye bir de şarkı bestelemişsin.
Baret de kafada.
İmaj tamam, millete gösteri yapıcam derken işten de olacaksın valla.
Madem telefonu alabiliyorsun, gitar çalıp güfteler yapıyorsun ne işin var senin inşaatta Haluk Amca